Pzt-Cuma 10:00–20:00 | Cmt 08:00–20:00
-
-
-
Nazer İnn İş Merkezi, İzmit/Kocaeli
Pzt-Cuma 10:00–20:00 | Cmt 08:00–20:00
Nazer İnn İş Merkezi, İzmit/Kocaeli
Otistik bozuklukla ilgili ilk çalışma 1943 yılında Kanner tarafından yapılmıştır. Kanner sosyal ilişki ve iletişim alanlarında ciddi bozukluk ve olağan dışı çevresel tepkilerin gözlendiği, yaşamın ilk yıllarında görülen erken bebeklik otizmini tanımlamıştır. Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar otizm spektrum bozukluğunun her 68 çocuktan birinde görüldüğünü göstermektedir. Erkek çocuklarda ortalama 4 kat daha sık görüldüğü belirtilmektedir.
Otizmi olan çocuklarda motor becerilerin gelişimi genellikle normal olmakla birlikte sosyal ilişkilerin gelişiminde belirgin zorluklar ortaya çıkmaktadır. Otizmi olan çocukların toplumsal iletişimi sağlamak için sözel ve sözel olmayan becerileri yetersizdir. Yaşıtlarıyla gelişimlerine uygun ilişki kuramazlar. Dil gelişiminde, dili anlama ve kavramada bozukluklar görülmektedir.
Gelişim düzeyine uygun imgesel veya toplumsal taklitlere dayalı oyunları kendiliğinden oynayamazlar. Bir veya birden fazla basmakalıp ve sınırlı ilgi örüntüsüne takılıp kalabilirler. Günlük işlere ve rutinlere esnek olmayan biçimde bağlıdırlar, aynılıkta ısrar edebilirler. Amaçsız yineleyen davranışlar olarak tanımlanan stereotipiler sık görülür. Müziğe ve reklamlara özel ilgi duyarlar.
Yapılmış olan izlem çalışmalarında otistik belirtilerin 3 yaşından önce görüldüğü ve çoğu olguda tanının okul öncesi dönemde konulabildiği bildirilmiştir. Ancak bir çocuğun normal gelişim sürecinde, çeşitli nedenlerle oluşabilecek gelişimsel gerilikler otizmden ayrılmalı ve tanı bir izlem süreci sonucunda konulmalıdır. Erken çocukluk döneminde tanının konması ailenin bilgilendirilmesi ve çocuğun eğitime yönlendirilmesi açısından önemlidir.